20100830

kurcalayamamak

birşeyler kur.

bir şehir.

bir saat.

onun gibi bişey.

uğraş ama..

belki bir hayat kurabilirsin zihninin en dalgasız bölgelerinde.

oralara kendini yerleştirip

yeni bir yazgı sağlarsın kendi yarattığın kendine.

kendi kendinin döngüsü olursun.

değirmenlerin olur zihninde.

sirkülasyon sağlanır.

belki de o yarattığın hayatlara ortaklar çizersin.

yarattığın ayakkabıları giymesi için birini seçersin.

zihninde senin yarattığın bir çift ayakkabıyla gezebilecek bir kişi daha.

belki birden fazla.

kendine bir hayat çizersin.

o hayatı sürdürürsün zihninde.

kurduğun en güzel hayat olur.

yaşanabilecek olan bir hayat.

streslerden arınmış

naturel bir hayat olur.

kimsenin görmediği bir hayat.

sadece sana ait.

her atomu sen olan bir hayat..

zihninde bir yer seçersin.

bir ev yaparsın kendine.

hızlıca.

ama sağlam.

zihninin girdaplarına dayanabilecek bir ev. .

yıkılmamanın simgesi olabilecek bir ev.

kaçmak istediğinde sığınabileceğin bir ev.

sadece senin bildiğin bir ev.

sonra misafirler alırsın o evine ağırlamak için.

olmasını iste diğin kişileri de davet edersin şehrine.

onlara da evler yaparsın..

hayat yaratırsın..

ve kusursuz olur senin için.

en iyi ihtimal odur..

sonra bakarsın..

gerçeğe döner bakarsın o zihnindeki küçük şehre..

aslında gerçekle kıyasladığında ne kadar da sonsuz bir şehircik..

sonra o kendin için yarattığın mükemmel hayatı kiralarsın diğer insanlara..

daha önce hiç duymadığın bir törenle.

kiralarsın..

bikaç boyutlu hayatları kiralamaktan bir zarar gelmez

bakıp iç geçirirsin sadece.

belkide üzülmezsin bile

ben öyle yapıyorum..

sen de yapsan ne değişir..

denemek gerek..

zarar vermez..

kakao ağacı

başlangıç harfinin içe göçük sesi

ardından harekete geçer herşey.

teker teker kırılır

parmakların ahengiyle kelimeler yaratılır.

ağaçlara tırmanabilir

en derin okyanuslarda yüzebilirsin eğer gerçekten istersen

çimenlerde çıplak ayakla koşar

tüm negatif titreşimlerini salarsın toprağa doğru.

işte böyle garip bir inanç yarattım bu gün

balıklarla tanıştıktan sonra.

yavru kedinin bana yakarışını dinledikten hemen sonra.

hislere anlam yüklemeye çalışırken oldu kaza

düştüm.

cumburlop!!!!! diye düştüm bardağın içine.

ne çok soğuk

ne de çok sıcaktı..

ılık kakaonun içine.

nefes aldıkça ciğerlerime yapışan çikolata tadını anımsadıkça

hala gülüyorum.

yapış yapış..

küçük mucizeleri beklerken

bazı şeylerden fedakarlık etmek gerekiyor.

yapılan örneğin tembellik

yahut üşengeçlik gibi.

benzeri olmayan bir mucizeye ihtiyacın varken

rokete atlayıp yükselmek gibi.

bilmiyorum beynim yine yanmaya başlıyor.

çikolata tadıyla kaşınan gırtlak nağmeleri

tatlı sesler çıkartıyor ortaya.

çikolatadan notalar düşün

güzel değiller mi .

bir çizgi film vardı böyle nota yiyen bir yaratığı anlatıyordu

ona koşan gramafonlar olsun ister miydi o yaratık?

kesinlikle evet.

keskinleşen zaman çizgileri daha da aceleye sürüklüyor

isteklerinin son bulduğu günü hayal edebiliyorum

insanların doyum günü.

sanırım tüm dünyada kutlanırdı böyle bir bayram olsa.

herkes bıraktığı arzularına uzaktan bakar

onların da duyabileceği bir ses tonuyla kahkahalar atardı

işe yaramaya çalışan zırvalıklara da af sağlanırdı böylece

zırvalıklar farklı düşüncelere dönüşürdü

hep dönüşen dönüşmekten bahseden bir nesil yarattım kendi zihnimde.

olmasını istediği basit görüntüleri bile hayal etmeye aciz olan

üşengeç insanlarla tanıştım yol üzerinde.

sırtımda çantam vardı.

çantamda da görüntü kavanozlarım.

içlerinde edebildiğim hayallerin olduğu kara delikler olan kavanozlar.

kavanozların kapakları sıkı sıkıya kapalıydı.

tekrar tekrar tekrar yaşayabilmek

ve kendi dünyamı yaratabilmek için hep yanımda taşırdım onları.

sonra bir yol ayrımına geldim.

tekrar duygu arabaları üzerime üzerime sürmeye başladı.

sürücüler farklıydı.

birbirlerini göremeyecek kadar bencildiler.

kendi hayatını önemsemeyen birinden başkasının hayatını önemsemesini bekleyemezsin

kocaman boşluk olur o zaman

kararsızlık olur.

zaman kaybı olur.

böyle karmaşık bir günün ardından tekrar karşımda duran kırmızı kupaya bakıyorum da..

içinde kakao ağacı olsa ne kadar güzel dururdu.

devasa

kırmızı bir kupa.

içinden yeşeren kakao ağacı.

bitmek tükenmek bilmeyen çikolata notalarına ilham verirdi böylece.

böylece herkesin zihni doyuma ulaşırdı.

açgözlülük tarih kitaplarının

histeri sayfalarında kaşıntı olarak gösterilirdi.

açgözlülük öldürürdü.

doyum imkansızdı.

bunlar hep yalan işte ya.

yalan bile yalan biryerde..

kaybolmuş.

sürüngenlerin hayat kılavuzuna bakmak gerekiyor.

yeri hissederek ilerleyebiliyorsak

daha da batmamak için çaba göstermememiz gerekmez mi ?

ayaklarımız yere sağlam bassın.

herkes saygı göstersin.

parça olalım.

parçalayalım

gerçeği yok etmek için kurgulanmış hayaller çöplüğü.

ne yazdım .

nasıl yazdım

hiç bilmiyorum.

parmaklarım şarkı söylemek istedi sadece.

tuşlara ritmik basmaya başladığım şu an içinde karar veriyorum ki

bu saçmalığa bir son yazmanın vakti gelmiş.

SON!

20100825

başlangıç rotası?

hadilerle başlayıp aniden kırıntı fikri bürünüyor.kırıntılar aslında

daha önceki uyanışta ruhuma bırakılan

küçücük parçaları hatırlatıyor.

Tüm bilgiler kafatasımdan asfalt gibi çıkarıldı

sonra tekrar döküldü

çıkartıp

döktüler.

kalanları cımbızla toplamaya çalıştık.

ağladı.

ritme odaklanıp

ilk önce

o ziftli

o karamsar kırıntıları hareketlendir.

sonrada belirsizliğe kay..

tırmandığım merdivenler boşa akmasın ayaklarının altından..

kay

kay belirsizliğe.

orda kesin olmadığı için

sünüyor sadece.

düşünürsen burda..

zamanı yavaşlatırsın..

düşüne hızlanır..

ışığı geçer..

zaman yavaşlar

bu kadar kolay olur..

eline yapışırken soğumaya başlayan

sonra nefes aldıran

erimiş plastiğe döner.

hani soğur ya plastik elinde..

alır sıcaklığı.

o hazzı verir işte..

bahsettiğim onca harf..

bunun kadar kısa bir cümleye sığar..

başlangıç..

bitiş..

satır komşuları..

zaaflarını önüne dizdiğinde önüne

düşünecek çok şeyin olur.

bu da kilitlemeye yeter işte..

azgın zaman canavarını.

hadi bi kara delik bulalım.

kapısını çalalım ve bizi içeri davet etmesini bekleyelim.

böylece aşılır karadelikler..

arkasına geçilir..

hiçbiryer evrenine.

hem o zaman belki kapıyı açar karadelik.

yutar bizi..

ham!!!!!!

diyerek..

20100823

kara delikler

öyle ilginç bir gündü ki...fazlasıyla sıkıştım arkadaş..

ama inanılmazdı..

insanlar önce boyutlara bölündü..

görevlendirildiler çeşitli görevlerle..

herkesin belirli yerde olduğu anlardan biriydi..

sonra herkes damacanalara dönüştü..

bir odaya ağzından bağlı damacanalara...

herkes içindeki balina ensesiyle su fışkırtıyorudu..

foşşşş diye o o daya atıyordu..

orda herkes aynı derecede su fırlatıyordu.

belirli boyutlarda oldukları için.

sonra daha sığ olan damacanalar geldi..

fırlattığımız sulardan yararlandılar...

biz sıcak kaldık..

onlar daha da soğudu daha fazla su zerreciğine kavuştukları için.

farkettirmeden daha da alıyorlardı..

çaldılar tüm suları..

tüm serin şşeyleri...

sonra elleri çok sıcak olan bir dev avcuna aldı beni...

ellerinin sıcaklığını her hücremde hissediyordum..

elleri sıcaklık yayıyordu...

bunalmışlığın üzerine yandım tekrar..

suyu- serinliğimi emdikleri için hiçbirşey yapamıyordum serinlemek için.

sonra insanlarla enerji aktarımı yaptığımı fark ettim. daha ufak daha serin olan damacanalarla...

onlara enerjimden ikram ettim... yükseldiler rahat rahat serin bölgelere..

kaçtım aralarından..

kağıda kaleme düştüm..

ellerimin sesini dinledim kelimeler oluşuyorken....

bencil ellerimdi.. ben bencil değildim o an..

her anla daha derin oynadım...

serinletecek birine rastladım.... sıcaklığımı kitledim ona..

zindan düşün..

kocaman bir zindan..

içinde sıcaklık bunaltıları ve kilitli kişi

yardı metti ellerime hakim olmama.

kağıdı kalemi bıraktırdım..

döndüğümde yol üzerindeydim.

tekrar ruh damlacıklarını hediye etme işiyle uğraştım.

bunu bir ritüele..

bir meditasyona çevirdim..

sonra daha çok uğraştım göndermek için..

gönderdim de...

pozitiflik yarattırdım..

yakaladığım taş evrenleri hatırlatmıyorum bile kendime..

doydum yapay yiyeceklerle..

ruhumu beslemiştim zaten yol boyunca..

kaçırmasına izin verdim beni..

aldı götürdü karanlık kaoslara..

büyük ..

kocaman

kara deliklere..

emdirdi enerjimi sol kolumdan ..

yapış yapış .

simsiyah bir kundağa..

bebekti daha yapışan..

kitleyen...

enerjimi emen kara delik...

yuttu tüm hayati fonksiyonlarımı...

emdir bedenimde ne var ne yoksa hayata dair..

bitti dedim...

işte o zaman tamamlandı ruhun doyumu...

sigarasını yaktı yemeğin üzerine..

derin bir nefes aldı...

insanlaşıyorum diye kendini parçaladı bir kaç an..

düzeldi ama şimdi..

uysal...

işte bugün böyle evrenlerden geçtim.

yarattıklarımı gördüm..

aralarından geçtim..

yarattığım ufak evrenleri..

acaba orada neler oluyor şimdi...

geceniz güzel olsun...

kara deliklerden uzak...

huzur içinde...

20100812

amacı yok

bunların

tümü

zihnimdeki

ufak

parçaları

küçük

kırıntıları

dışarı

atmak

için

tuşları

kullanmak

ne

bir

arayış

ne

bir

istek

bu

da

diğerleri

gibi

acil

çıkış

kapısı

ya da

sifon

görevi

görüyor.


kül-kuşağı

Hissedemiyorum.

eskisi gibi olmuyo

kovalayan binlerce sarsıcı düşünce.

sarsmakla da bırakmıyorlar hani..

yakaladıkları yerde seni öyle zedeliyorlar ki ,

kaçamıyorsun tekrar.

kilitlenip kalıyorsun olduğun yerde.

istemiyorsun sen de benim gibi.

kaçmak istiyorsun.

sorumluluklardan

stresten

gürültüden

patırtıdan

kargaşadan

KAOSTAN!!!!

ama olmuyor..

herkes sana yeni bir kirli düşünce temizleyen jel ile geliyor.

sesler yükseliyor..

ölüm gibi.

bir anda yavaşlıyor herşey..

tekrar kaçmak istiyorsun.

herkesin sana zerkettiği iğrenç bilinçten kaçmak istiyorsun

kendini düşünmeyi kes diyorsun kendi kendine

kendini düşünmeyi kes

ama zihninin makasına bir türlü ulaşamayacağını sen de benim kadar iyi biliyorsun

o da biliyor

onlar da bilecekler..

düşüyorsun..

düşüyorum.

aynı cehennemin iki farklı ucuna düşüyoruz hemde..

bir yanı diğerinden biraz daha serin sadece.

yakıcı güneşin altında kumsal diye tabir ettikleri bölgeye geliyoruz.

uyandırılmayı arzularken bu karanlıkta daha da derinleşiyor uyku.

sen uykuyla unutmaya çalıştıkça daha da ağırlaşıyor etki

uyanık uyuşukluk yerini huzurlu uykuya bıraksın istiyorsun

ama zaten hala uyuyoruz.

belkide uyanık olan bizleriz bilmiyorum

sen de bilmek için uğraşma bence.

kaçarken kaybolmak en acısı olur.

ulaşamayız zihnin dingin sularına..

yelkenimizi kaybedersek neyle yol alırız sonra..

birbirimize küfürler ederiz böylece..

ağız dolusu..

balgam kıvamlı küfürler.

piyano girer o sırada cehennemin sığ sularına.

anladığımı hissettirmeden uzaklaşırım belkide..

uyanmak için uyumak gerekir..

ama kaçamıyoruz hala.

sen bana

ben sana öylece baka kalıyoruz..

baka ve kalmak ayrı bile yazılmaz belki de .

ardımdan gelen kocaman kaçma isteğinden bile kaçmak istiyorum.

anlıyomusun !!!

kaçmak istiyorum...

baltalar ve saplarla ilgilenen beyinlerin arasından kaçmak istiyorum

ne bir balta olmak istiyorum..

ne de bir sap..

sadece zihnimde kaybolabileceğim bir hayata sahip olmak istiyorum

kendimi dinlemeye adanan bir hayat.

içinde ben olmayan yalnız hayatı istiyorum.

sen ol

o olsun

ama zihinlerimizde karanlıklar,

karaciğerimizde oluşan tortularla beraber ardımızda kalsın.

maddiyattan soyutlanmaya çalışıp

yerinde saymayabilir belki ardımızdan gelecek olan nesil.

belkide biz onlara pusula yaratıyoruzdur.

beynim yanıyor.

zihnim kuruyor.

sulara ulaşmak için kaçışı başlatmalı..

ama ihtiyaçlar ve alışkanlıkları göz ardı etmeye başlamak gerek.

meditatif olgunlukların arasında

yemyeşil çimenlerde kaçan

TAVŞAN gibi olmak gerek..

ama olunamıyor..

oldurulmuyor.

yapılan tek şey öldürmek.

daha fazlası için,

daha fazlasını bile az bulabilmek için öldürmek gerek..

seni beni çoktan öldürdüler..

dışarı atılmak değil..

esir ruhların arasında zincirlere ihtiyacımız olacak..

siktiğimin lanet zincirlerine!

karanlık çöküyor yine..

ısındı her yer...

durdur..

yalvarırım durdur karanlığı..

ya da yak beni.

alev alev aydınlatayım tükenene kadar

boktan karanlık belki bir anlığına da olsa güneşlenir..

daha beyaz olamaz zaten..

gökkuşağını görüyorum.

lanetli gökkuşağı tam karşımda..

hafif hafif yağan yağmurun ardından çıkan bu şey..

korkunç biliyormusun..

korkunç!

HASSİKTİR!!! çok korkunç hemde..

siyah beyaz bir gökkuşağını gördüğünde ne gibi hissedersin ?

KÖPEK! gibi hissediyorum..

köpek gibi..

gözlerimde renkler kalmadı..

tüm renkler eridi

anlıyomusun eridi..

teker teker birleşip siyah oldular..

yükselen ruhları zincirlenmişti ..

beyaz oldular.. .

kül-kuşağı olduk..

bir silah bul bana..

zihni bikaç asır donduran bir silah..

aklımın kapılarına dayayıp tetiği çekmene yarayacak bir silah..

temizle beni..

çok kirli hissediyorum...

çok...