20101023

huzur gözlüğü

gözlerinde sonsuzluk olacak
hayallerinin huzru gibi
baktığın şey
her şey olacak
bir şeylerin parçalanmasını seyredemeyecek kadar uzak olacaksın onlardan
gözlerini kapatsan da
açsan da
sonsuz olacaksın
yürüdüğün yol da öyle..

20101021

lokomotif

yeni başlangıç

yeni sorumluluklarla beraber gelişini tamamladı..

planlanan düzenliliği bir arada tutmak için

başlangıç ile pekiştirilmesi gerekliydi

ve başlangıç hareketi

tamamlandı.

ritmik

ve

kararlı bir biçimde yol alan bir lokomotif gibi..

raylarını kendi yaratan bir lokomotif..

ilerlerken kararsızlıklara mahal vermeden

çıkarımlar yaparak gerekliliği fark eden bir lokomotif..

ilerler ilerler ve düzenini oturtabilirse

ulaşmak istediği sonsuzluğa ilerleyebilecek

buna hız verebilecek bir rota hazırlanmış bile..

teorikliği ellerine uygulayıp ilerleyebilir ise

sorunlar ve duraksamalar çıkmadan yola devam edebilecek bir sonsuzluk yolcusu işte..

yol tarifini

elektriksel kıvrımlarla idrak etmek

yolu daha belirgin

daha gerçekçi bir hale getiriyor..

ne de olsa

bir hayatı kullanabilmek için

önce onunla ilgili her şeyi bilmek gerekir..

içsel devinim

parlaklığa

parlaklık

yeterliliğe

yeterlilik de

arzulanan saf doğallığa dönüşebilir böylece..

eller ile tarif etmek

duyguları çizgilerle yakalamak için bir başlangıç..

en kararlısı..

en aydınlığı..

hadi bakalım!!!!

çuf çuf çuf..

20101018

.....

burada

nefes

alıp

vermeyi

hayal

ederken

sular

çekilmiş

işte

o

zaman

sahteliğin

balçığı

ortaya

çıkarmıştı.

kayıtsızca

huzur

istemek

huzursuzluğa

yol

açmıştı

hem

de

sahte

balçığın

içine

gömülü

s*kik

bir

huzursuzluğa.


20101017

soytarılık değil.

*bunu neden

*soytarı gösterisi

*gibi

*düşünüyosun ki

*sadece

*gerçeği

*düşün

*gerçek

*aslında burada gördüğümüz

*evren olmayabilir

*gerçek kurgusal olmayabilir

*doğal

*enerji

*kanallarıyla

* hareket ediyor olabilir

*neden bunu soytarı gösterisi

*olarak görmek yerine

*biraz daha

*içtenlikle

*selam etmiyorsun sen de

*etrafında olan onlarca

*küçük

*işarete

*ve sana

*kanıtlanmaya çalışılan

*gerçek bilincin doğruluğuna

* ?


20101016

geri kalan her şey gibi

başlarken

teklikten medet umar hale geldik

monologları çoğullaştırdık bile zihnimizde

hedefin aynı olduğu tonlarca yeni güne uyandık

aynı yollardan, aynı mesafeyi kat ettik..

hayallerimiz çalındılar teker teker...

tükenmemizin nedeni de buydu..

git gide eridik..

fark ettiğimiz şeyler o denli gerçeklerdi ki

dengesini kurmamız gereken şimdiki hayatımızın dengesini kaçırdık elimizden..

herşeyliği tattık ve onun dışındakileri bir kenara attık..

sadece arzuladık..

çabalayamadık..

üşendik ve yorgun sandık kendimizi..

"tamam lan! bu sefer tamam!" dediğimiz her adımda

çoğunluğunu kendi kendimize attığımız binlerce tekme ile yere düştük..

ilerledik..

düştük ama genellikle..

huzursuzluğumuzun nedenini aradık

olması gerekenleri aradık..

kendimize hayatlar yarattık hayali evrenlerimizde..

o hayatları yaşadık eş zamanlı olarak..

monologları çığlık çığlığa tartıştık kendimizle..

sınırdan geçtik..

aklımızı kaybettik..

tekrar bulduk..

tekrar kaybettik..

bir dalgalanma oldu..

karar vermek zorunda hissettik..

ağır sorumluluklar arasında göreceliliği kokladık..

bahaneler uydurduk..

yeni kılıflar diktik hep sorunların başına..

hep sorguladık ama..

durmaksızın..

gerçeği idrak edebilmek için hep sorguladık..

söylenen gerçeğin sahte olduğunun bilincinde asıl gerçeğin peşine düştük..

ulaştık..

tanımlayamadık..

nedenleri merak ettik durduk..

olan biten değildi önemli olan..

olma nedeni ve doğurabileceği sonuçlardı..

göremedik..

gözlerimiz açıldığında da delirdik sandık işte..

artık görebiliyoruz..

ya da göremiyoruz..

çok gürültü varken kulaklarımızı tıkadık parmaklarımızla ..

idrak edemediğimiz nedenler olduğunda da

bulanıklığı çiğnedik sakız gibi..

git gide çoğalan bir bulanıklık..

işte o sakızı patlatıp atmak gerekiyormuş demek ki.

biraz sorgulamayı kesmek ve endişelere dur demek yeterli olacak..

ama bu da göreceli işte..

geri kalan her şey gibi..

hafif argo

önce insan formu verdim zihnimde

sonra onunla konuşmaya başladım

beni uzaklaştırmasını farkettiğimde iş işten geçmek üzereydi.

sikik bir bekleyişin ardından

hiç ile anlaşmaya çalışmak yorucu olan kısımdı..

öylesine yoruldum öylesine yoruldum ki

etrafımda olup biteni algılamaya bile üşeniyordum

öyle bir arzuydu ki

teker teker emdi fonksiyonları

sanki vücudumdaki tüm sıvılar çekilmiş

yerine o arzu zerkedilmişti..

ilginç bir terkedişin

ilk sahnesini izliyordum ön koltuktan..

öyle bahsediyordum ki kendime bu bekleyişten

beynimin tüm kıvrımları dolup taşıyordu

gözlerimi kapattığımda görebildiğim tek şey tükenişti..

özlemle beklediğim huzurlu uyanışlar

yerini

her an yenileri eklenen boktan paranoyalara bırakmıştı çoktan..

şimdi onların beni ele geçirişinin son saniyelerinde

kalan son enerjimle tembelliği yenip

kelimelere dönüştürüyorum işte..

en ince ayrıntısına kadar yarattığım

özleyerek bekleyiş isimli antropomorfik endişe canavarına

küçük bir tabut yapıp

toprağı kazarken son ağıtları yakıyordum bile..

artık bu arzu

yerini ağız dolusu küfürlere bırakıyordu..

tabutu gömmeyi düşünürken

ağıtlar tutuşturmuştu ahşabı

hayal edilen

"belki de olabilir"

ana fikirli nehirler akıyordu zihnimden hala..

adanmayı düşündüğüm kocaman bir endişe hayaleti..

kocaman...

nefes alamadığımda

sürekli yaratılan sahteliğe neden aramak yerine

ona gerçek olup olmadığını seçme şansı vermek zorunda kalmama rağmen

"belkide tamamen hayal ürünüyümdür"

diye karmaşık bir sorgulamaya dalıyorum gözlerim kapalı..

bahanelerin sınırsızlığını görmek

bekleme hissini de orospulaştırdı böylece...


20101012

tuhaf dinginlikle başlangıç

geldi önce ferahlığın sesi

sonra ardına takılmamız için başka bir ses daha

çağırdı bizi endişeli kanat çırpışlarıyla

yolun yönünü tarif etti kendi dilinde

takıldık peşine

ilerledik

tekrar döndü bize doğru

bir şeyler anlatmaya çalışıyordu

baloncuk kuşlar gibiydi

sular damlıyordu

onun dilinde anlayamadığımızı düşünmememizi istedi

bizden

bunu net bi şekilde anladık

ve sonra düşünmemeye başladık farklılığı

vurgularla anlattı bize hikayesini

etrafımızda uçuşan onca güzelliğe bakarak

ferah huzrun tadını çıkartıyorduk

sonsuz duyguyu gözlemliyorduk aynı anda

tadıyorduk da gözlemlerken

yol bizi

huzursuz bir alana çıkartmadı

hala devam ediyordu dinginlik

hafif hafif melodileşen ferahlık

buranın hikayesini anlatıyordu

etrafımızda yapay olan hiç bir şey yoktu

ne sonradan kazanılmış

ne de en başından beri olan yapaylıktan

iletişime geçtik diğerleriyle

teker teker anlattılar kendi dillerinde bize hikayelerini

anladık çoğunu da..

neredeyse hepsini..

havalandılar biz yaklaşırken diğerleri

yavaş yavaş uçup başka bir yere kondular

hala güzelliklerinden bir şey kaybetmemiş

havada ahengi göstermişlerdi bize

seslendiler bize seslenir gibi birbirlerine

kendi paylaşımlarını da bize ilettiler

beslendiler af dileyerek

devam ettik yolumuza biz de

ama artık bir rehberimiz yoktu

o baloncuk sesli rehber bizi

uyuma hazırlamıştı

ve uyum da tamamlanmıştı işte..

artık dingindik..

anlamak ya da anlayamayacağımızı düşünmekten arınmıştık

herşey o kadar net ve o kadar açıktı ki

güzelliğe hayran kalan gözlerimizi bile bazen iletişim kurmak için kullanıyorduk

uyumu zihinsel olarak tamamladığımız

yahut tamamladığımızı düşündüğümüz şeyi algılamış olduğumuz

apaçık ortadaydı..

şelalenin serinliğine karışıp

susuzluğumuza dönüşüp onu giderebiliyorduk

sonunda döngüyü tamamladık

ve huzurun ferahlığına dönüştük

inanmıyorsan kendi gözlerinle duy..


http://fizy.com/#s/1ly6qr