20101011

fanus

cam bi fanus.

içinde nefes alabilmek için yeterli boşluk mevcut..

tükenmek bilmeyen ferah oksijen..

fanus korunma amaçlı..

sadece kalkan...

ama ufak tefek basit ve maddi problemler oluşuyor..

bunlar hava kabarcıkları gibi fanusun içerisinde ilerliyor..

sanki kanatları olan iğneler gibi bir yandan da..

hem nefesi tüketmiyorlar tek başlarına

hem de battıklarında çok acı vermiyorlar..

baş edilebilir sancılar daha doğrusu..

ama git gide çoğalıyorlar ve çoğaldıklarını da farkettirmeden

devam ediyorlar batmaya..

oksijeni tüketmeye..

tek tek..

sırayla ilerliyorlar..

bir de bakıyorum o fanus benim kalkanımken

beni öldürür bir hale geliyor..

tüm fanusun içerisinde doluşan problemcikler

artık beni sıkıştırmaya başlıyor..

başta önemsemediğim tedbirsizlikler

şimdi batışlara dönüşüyor ve can acıtır bir hale geliyor..

hepsi birlikte

hepsi düzenli bir biçimde saldırıyor..

aşılması zor fakat imkansız değil biliyorum

fakat dinlenmek ve sukuneti korumak zorundaymış gibi hissediyorum

yeni deliklere yol açılmaması için

daha fazla sıkışık kalmamak için..


pisliğin paranoyası

Olacağını düşündüğüm kötü senaryonun bir damlası

kelimelerle yansıtılmaya çalışılan.

ilgisizlik dayatmalarıyla üstlenilen yüksek ağırlık düşürür

dengeyi falan bozar ilk başta ama

sarsılmama neden olan titreyişin sezgilerimi dondurmasıyla cezalandırılıyorum

seyirci olmak

bu durumun yanlışlığına daha farklı iletilmelere neden olurdu

önce daha evvele gidildiğinde

görüntülenilen şey sadece deney yapılması gibi oluyordu

deneyler yapılarak olması gereken bulunur

ve böylece daha rahat bir biçimde sığınılabilirdi

özellikleri ve sorumlulukları dengeleyip

gözlem de tamamlandığında

paylaşım ve aktarılmalar da hızlanmıştı

bir eğride burguların arasından güzel saltolarla geçip

sonra o burgulara bir daha bakmak istemiyordu başlarda

bu nedenle sadece akışın olduğu ana odaklanabiliyordu

sonra yapılan çeşitli hataların doğurduğu ufak çizikler zemini yıpratmaya başladı

yıpratıyor fakat yıpranma daha net olarak görülemeyecek kadar belirsizdi

sonra bu çizgilere neden olan hatalar gözden kaçınca yeni çizikler eklenmeye başlıyordu

hızlanmaya başladığında çizikler de o kadar hızlı bir biçimde aşındırıyordu

fakat bu çizikler öyle sinsiydi ki

görünmeden zemini deşmeye devam ediyordu.

işte bunlar olup biterken burgulara bakma isteği de doğar oldu

tekil hatalar

ikinci şahsa aktarılıp

onun ardına bakmak istemesiyle oluştu..

her arda dönüş yeni gelecek burguya hazırsızlığı arttırıyordu..

kopup gitmesine ramak kalmıştı kendi yarattıkları ve benim yok edemediğim endişeleri yüzünden

endişelere sebebiyet vermemin ne kadar farkındaysam da

endişeleri boğmak için tam olarak kendimi kullanamıyordum

tam doğum nedenlerini bilmediğim endişelerin her yeni paranoyasıyla savaşıyordum

fakat esas paranoya kaynağına ulaşamıyordum bebek paranoyalarla tökezlemiş olduğumdan.

yapılması gereken tek şey devamlılığa ve değiştirmeme çabalarına bağlı olarak

düzene getirecekti o eğriyi

belki de artık düz olacaktı..

endişelenilen her yeni paranoya musluğu bir diğerine götürüyor olanı biteni durdurmadan

her biri yenilerini ekleyip sonucunda da keğriden kayıp kopup gitmeyi gösteriyor senaryolaşırken.

zihninde olacakları belirliyor

olacakları görüntülüyor hale bürünmüşlük ile karşılaşıyorum sonra.

sonra olacakları belirlediği şeyleri bir de görselliğe taşıdığımda

gerçekliğine inandırılır hale getiriliyor belki bilmiyorum.

akıntıyı düşlemek

kulaklarda hissedilen berraklığın sesi

kokusundaki huzur

tadı

her şeyiyle hazırlıyor o tıkanıklığın giderilmesi için

huzurlu bir biçimde ferahlatılan bakış açısının

getirdiği endişe ve paranoyak monologlar ortadan kalkıyor sonra..

görmek istenilen şeye odaklanmak

o "şey" dışındaki herşeye daha az odaklanmasına sonuç oluyor

her şeye olmalarını istediğimiz şekil de değil de

oldukları şekillerde bakabilmeyi kendimize telkin etmemiz gerekiyor belki

gözlerimizin körelmesine neden olan pürüzlü zemini yenilememiz gerekiyor

ya da üzerimize alınmalardan arınıp sadece izlemek gerekiyor..

olanı biteni objektif bir biçimde incelemek ve izlemek

ardından zaaflarını ve zayıf noktalarını bulmak

bu pürüzlerin kaynağını daha çabuk ortadan kaldırmaya neden olur.

bu algının tek nedeni

korumaya çalışma isteği ile gizlenmek

ya geçmiş zamanlı kötü davranışların farkında oluştur

ya da bir önyargı muhasebesidir..

pisliğin paranoyasını yok etmek

onu dindirmek için bir neden

o neden de kaybolmuş .

o zaman saf halinin nedeni olarak

endişelerden arınmışlığı görebildiğimiz "an" geldiğinde

belki her şey tam da en iyi ihtimaliyle olmaya başlar..

ilişkilendirilmek zorunda kalınmak yerine

benimsemek ve sığınmasına izin vermek gibi..

kayboluş ana fikirli endişeler biraz daha uzaklaşır ise eğer

o zaman arzular ile kötü senaryolara neden olan sonuçları yenebiliriz belki..

ya da vedalar yaratırız...

seçmek gerek bir patikayı..

engebe olsa da olmasa da..


20101010

endişe yalıtımı

Zihnimin ilginç nehirlere ayrılan ufak kanallarında kano yüzdürüyorum

kaç kişilik olduğu bir muamma olan ufacık bir kano.

kürekler yarattığımı varsayarak kürek çeker gibi ilerliyorum

akıntı yapışkan

akıntı balçık kıvamına bürünmek istiyor..

endişelere mahal verdiğim an olabilecekler ise o balçığı solumak zorunda olmaktan da beder

hızlı giden değişimin tünelinde ilerliyorum

yapay ışıklandırmalar yanımdan hızla akıyor

geçip

gidiyor bir önceki zamana

köprüden kayıp

ardımızda kalıyor

gözlerimi ayırmadan gözlemlediğim bir şey olması gerekirken

zihnimin oyuncaklarını ortaya saçmış yaramaz bir çocuk gibi çığırmasını algılayamıyorum

rahatsızlığımın nedeni budur belki

koşarak ilerlememi engelleyen saçılmışlık..

yayılan titreşimler şeffaf kılıyor olanları

oldukları gibi

asıl halleriyle gösteriyor

zamanda donmuş ana baktığımda

tekrar karşılayacağım anda neler olacağından şüphe duymamak gibi..

bazen olacakların görüntüleşmesi

ardından ilerleyen garip yaşamışlık anları gibi kalıveriyor havada

asılı bir halde..

kapıların açılmadığını düşünmek yahut tıkanıklığa veda edememek düşüncesi

oralarda bir yerlerde olan kendimi hiçliğin herşeyliğine ulaşması anını uzatıyor..

öyle uzatıyor ki endişelerimi yenmem

daha hızlı kılacakken durumu daha da uzatıyor..

zaman kayıplarında kara delikler yaratmamın tek nedeni bu işte

karadelikler öyle bir hal alıyor ki

tüm dikkati de emdiğinden sadece ona odaklı kalmayı mecbur kılıyor

düşünceyi bile emiyor haldeyken bükülmeler başlıyor

kişisel tepkilerden kaçınılıp hızlanılması gereken bir an'da

tavan yapan tek'lik düşüncesi kopartıyor bağları

ya da ona uğraşıyor fakat sonra kara delikler daha da hızlanıyor..

kendime zararını göremediğim kara delikler etrafa böyle yansıyor

beni de balçıklılık haline sürüklüyor..

o nehrin etrafı gibi

ama işte bahsettiğim endişenin görgüsü bu sadece

yaşanılacak olanlar değil

ya da yaşanmış olan

sadece o endişenin ağzından olabilecekler..

onun adına konuşmak değil

sadece dile getirmemi istemişti..

tadından bahsetmemi..

kalan akışa bakıyorum da

taneler ağır ağır ilerliyor

az kalınılan bir süreç..

işte endişelerin yenildiği noktada

onlara daha fazla tahammül etmekye çalışmak yahut

kurtulmaya çalışmak için harcanılan zaman da boşalıyor..

yeni düşünceler geliyor o boşalan zaman dilimine..

parçalar oturuyor..

endişesiz zihin

nehrin tüm balçığını berraklığa dönüştürüyor..

sihirli gibi..

falan filan...




20101005

üflemeden önce

bir atlayış gerçekleştir
korkularının olduğu sıcak kayalıklardan
özgürlüğün serin sularına
bir kulaç at
elinin içine dolan serin özgürlüğün tadından
hissettiğin huzura kadar uzansın yolculuğun
bir dünya yarat kendine
görgülerinin karmaşasını hissetmeyeceğin
ebediyetin her zerresini hissedebildiğin.
bir hayat paylaş
ardında düşman bırakmazsızın koşabileceğin
gidişlerinin farkedilebildiği bir hayat
bir yudum iç
aklının tüm tıkanan nehirleri tekrar akmaya başlasın
gerçekliğin sofrasında yerini hazırlasınlar
bir yudum daha iç ki
hafızaların oluşumundan unutmaya kadar geçecek süreyi
durdura bilmek ve yeniden yaratabilmek için ki
şimdi bir yudumun kaldı
bunu öyle değerlendir ki
olmak istemediğin bir yerdeyken yenisini yaratıp orayı sığınak kıl
içinde kendini bulabildiğin bir sığınak..
başlangıcında ve bitişinde huzur emen kara delikler olmayan...
güvende ve huzurlu kalabilmek için.
bir anda söndür ki
aklın onda kalmadan dolan zihnini kurcalayabilmek için..
sonra nefesini verebilirsin göğe doğru...

20101004

dönüş patikası

gözlerime batan ufak ufak iğnelerin

ne kadar derinlere battığını düşünüyorum

tahmin bile edemezsin..

havayla şişrilmiş bir balon gibi

bir iğne deler ve balon patlar..

o iğne deliği balondan milyon kat küçüktür fakat

içerideki tüm havayı bir anda yok eder

balonu yüksek miktarda infilak etmesini sağlar.

bu milyon kat küçük deliğin bu denli güçlü olmasının sebebi ne ?

çekim gücü

karadeliğin ışığı yutmasının yanında bu balon

trilyonlarca küçültülmüş kaldı

düşünsene o zaman karadelikten kurtuluş yollarını

hızın yükseltilmesi sağlanırsa onu yenebileceğini

ışıktan hızlı olan düşünce karadelikleri yaratırken

aynı zamanda da onları yenebilir

hızlı çok hızlı bir biçimden an içerisinde

sonsuz sayıda tutulabilir

istediğin yerde istediğin zamanda olduğunu düşündüğünde

hayal kurma aşaması geçip

görsellik başladığında

görmüyor musun zamanı bile yendiğini

o an'dan çıkıp kendi anını yarattığını..

baksana o zaman hızlanmak ne oluyor..

zamanda geri bile gidebiliyorken gözlerin kapalı

neden hala bunun gerçek olmadığını sorguluyorsun..

bence yapmamalısın

yakınında olduğunda o sonsuz emici güç

o zaman ufak ufak korkmaya fırsatın bile olmayacaktır...

yine de söyleyim ben..

sen gör ya da duy

dinle ya da dinleme

sadece gelecek.ler bunlar..

sen ya da ben değiştiremeyiz bunun gidişatını..

zaman yaratmada çok zayıf varlıklarız ne de olsa..

peki bunların hepsi aslında göstergelerdeki ifadeler gibi yapay olsalar

tüm bunlar bittiğinde davetli olduğun yere gitmek yerine kendini karadelikte eritmekten ötürü yok ettiysen?

bunların bilinç seviyelerinin oyuncakları olduklarını ve o her bir yörüngede

farklı farklı şeyler görüldüğünü düşünsene..

inanılmaz derecede çok sayıda döngüsellik var.

uçsuz bucaksız bir çölde dönüş patikasını kaybeder gibi olursan

nefesini korunur bir seviyede tutmaya çabalamaktan başka bir çaren kalmaz.

çare yaratıp zamanı tekrar tenemezsen..


deney yapalım mı ?

ilk önce seni hazırlayacak

ağır ağır ve farkettirmeden

böyle ritme kendini verdikçe onu daha da net hissetmeye başlayacaksın

notalar uçuşurken zihninde

bir de bakacaksın ki algılarınla görmeye başlamışsın

üflemeliler geldiğinde ve ardından zincirleme hüzün tamlamaları

o zaman senin yerine yakaran birşeylerin olduğunu fark edeceksin

sonra yavaş yavaş ilerleyecek seni hazır hale getirdikten sonra

inlemelerin ardından farklı bir ton gelecek

inlemeler yakarışları tamamlayacak

sonrasında da zafer naraları atan üflemeliler gelecek hayatına

ve tekrar hazırlanma evresinin ikincil kısımları

tüm dokunuşları hissettiren bir kararlılıkla devam edecek

fakat ikincide biraz daha kabullenilmiş hüzün bulutları göreceksin

sesinden algılayacaksın

kulaklarınla duymayacaksın

kulaklarınla anlayacaksın..

seni çekecek kendine dönüşümünde

tam gereğini yerine getirirken farklı bir yerden daha indirecek suratının ortasına

tam kalkmaya çalışırken

sonra tüm gücüyle bağıracak

tüm gücüyle senin içindeki karamsarlıkları kusacak

ve beklettiği gibi bitişe de ulaştıracak seni.

derin bir nefes alıp ardına yaslanacaksın

yaşanan bir an oluverecek bu bütün senin için.

büsbütün doğru sayılmaz zaten..

inanmıyorsan dene bak .

http://fizy.com/#s/1mbhw5

20101003

kargaşık burgular

ve o gün geldiğinde

tüm manyetizma değişip yeni farkındalıkların doğum gününde

tanrılar sofrasında oturan plazma hallerimiz ve ortadaki doğum günü pastası gözlerimin önünde

öyle gerçek bi şekidle canlanıyor ki

algılarım duyumlarımın üzerine basıp bikaç basamaktan tasarruf ediyor..

algıların üflediği pastada

tanrılardan gelen ziyafeti

olması gerektiği tadıyla tatmak...

inanılmaz bir doyum haline dönüşüyor..

bomboşluklarda bekleyenlerin aslında o boşluklarda kendilerine ne kadar "dolu"

diğer - normal - diye tabir edilenlerinkine göre ne kadar " gerçek" bir hayatlar yarattıklarını izlemek...

tarif edilemez bir mutluluk..

gerçeklik kavramsallıığından uzakta yaratabilme gücünü kendinde görmek

ve bunun üzerine kafa yormak sonucunda olabilecek şey

" acabaların doğum günleri " isimli çağrışım şölenleri haline geliyor..

farkedebildiğimizin farkına varabilirsek

fark etmemiz gereken şeylerin de ne olduğunu net bir şekilde görebilir hale geliriz..

ki geldik de..

olması gerektiği gibi olan şeylerin aslında ne büyük yalanlar olduğunu zaman tünellerinde

solucanlarla oyunlar oynarken keşfedebilmek gibi

kelimelerle oyunlar oynarken karşındakinin seni anladığını söylediğini duyabilirsin

kafa sallayışlarını görebilirsin

onayladığını duyumlarsın..

anladığını algılayamadığın sürece o seni anlayamamıştır zaten..


-MERAK EDİYORUM!


bir alandan uzaklaştığımda orada olduğum süre içinde zamanda bıraktığım enerji kırıntılarını süpüren bir süpürge olsaydı ve onları tekrar bir araya getirip bana hatıralarımı yaratılmış halde postalayan bir görevli olsaydı hatıralarımı insanlara kiralamak için ne kadar bir fiyat biçerdim ... ?


bu kadar zırvalamış olmanın sonunda söylemek istediğim son şeyleri de ekleyip tuşlara hunharca abanmaya son vereceğim.

Zinhimdekilerin canlanışı bu

tuş sesleri de gıcırtılar gibi geliyor

tahta fıçılarda düşünceler var

ve biri gelip onları ortaya çıkartıyor.

biri hep benim..

ama onu durduran biri de oluyor bazen..

elinden alıyor kurtuluş çığlıklarını

nefeslerini

o kişi de benim..


iyi akşamlar efendim..

düğümleri kestiler.

öeh. acı vericiydi.