20100428

İnsaniyet Açlığı

Açlık sanki bu..
insanı kendi içine alan yankılardan oluşan kocaman bir açlık
sürekli tekrar eden alışıldık sesler gibi.
çığlık atan albatrosları duyduğumdan beri böyle diyorum .
delirdim mi yoksa?
perdeler açılır.
yemyeşil perdelerden damlayan tüyler..
laboratuvarlarca incelenmeye başlanalı epeyce zaman geçti sanırım.
ay bir kere yüzünü gösterip kayboldu.
gün döndü..
ay döndü..
yıl da öyle dönecek..
küçük çınlamalarla zamanı eritmeye çalışıyorum
olmayan zamanı ne kadar eritebilirsem..
avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
sesimin çıkmaması klişesinden bahsetmeyeceğim bile.
ve derken bahsediyorum işte.
kocaman bir lanet bu sanırım.
sololar atılıyor kalp ritmim üzerinde.
tınlamalarla dans ediyorum büyükçe bir bahçede.
bir hanım var.
dans ediyor ay ışığını kendine kavalye seçip.
uzaktan izliyorum onu.
fazla uzaktan .
kilometreler var sanki aramızda.
derin günaydınların eşiğine kadar sürüyor dans.
güneş doğuyor..
alışmak olsa gerek bunun adı diyorum.
herhangi biri değiştiremiyor dansını.
aynı şekilde.
her gece.
ayın doğumundan..
günün doğumuna kadar dans ediyor o hanım..
merdivenlere terste tırmanıyorum sanki..
sonuna kadar gitme isteğiyle başlayıp bir yerde
işte zafer..
dediğim anlarda bir de bakıyorum ki orası kapalı.
orayı yükseğe dayamışım..
iniyorum..
tekrar çıkmaya gücüm kalmıyor.
derince bir nefes alıp hanımefendiyi izlemeye koyuluyorum yeniden.
hala aynı güzellikte ve aynı zerafetiyle dansına devam ediyor.
şaşırıyorum kendimce..
yorgunluk hissi gelmiyor o an aklıma..
ritm hızlanıyor.
sololar da yükseliyor..
onun dans ettiği müziği-tonları-sesleri sadece o ve ben mi duyuyoruz bilmiyorum.
bilmek de istemiyorum.
büyüyü bozduğumda o dans etmeye devam etmez ki..
ama ona bir kere eşlik etmeyi öyle çok arzuluyor ki zihnim.
belkide o benim zihnimin bana olan öngösterimi.
bilemiyorum..
bilemiyorum kelimesinden nefret ediyorum..
hazırlanıyorum.
bir gece yükseliyorum yerden..
ay oluyorum...
ışıklar saçıyorum gün batarken..
benimle dans etmeye gelip gelmeyeceğini merak ederek izliyorum evreni.
çalışıyorum kendimce bir nedene inanmak için.
galibalardan bahsetmek istemiyorum hiç...
çekim yasasını düşünüyorum.
yeterince isteyemedim mi onu..
ayrıntıları inceltiyorum..
kopmak üzere .
sapkınlaşıyor evren bir anda.
kusuyorum yeryüzüne doğru ışığımı.
olağanca gücümle itiyorum yeryüzünü.
durduruyorum zamanı.
tüm fotonları durduruyorum.
kimse farkedemiyor bu durumu.
o geliyor.
açık mavi tüller içinde yaklaşıyor bana..
kafasını kaldırıyor.
ışığımı alıyor..
ritm başlıyor..
r i t ü e l oluyor o an birdenbire.
zamanı yaratıyorum tekrar..
umrumda değil ne düşündükleri diye geçiriyorum içimden.
inancımı kabullenilmiş köşelerden sürüyorum oyuna.
yükseliyorum tekrar..
dokunuşlarını hisseder gibiyim..
duygularımı düşünüyorum..
olmayan duygularımı..
ruhumda hissettiğim gözlerim doluyor...
yağmur yağmaya başlıyor yer yüzüne.
korkuyorum duracak o diye..
dansını sona erdirip kaçacak diye..
ama yanıltıyor beni..
atıyor üzerindeki tülü...
tamamen evrenin bir parçası haline bürünüyor..
büyüleniyorum..
evren oluyoruz.
gülümseyiş bu..
teşekkür ediyorum ona kendi kendime.
yeryüzüne iniyorum ardından.
huzurlanmış gibiyim.
fakat hala bir sorun var..
açlık sanki bu..
insanı kendi içine alan yankılardan oluşan kocaman bir açlık
sürekli tekrar eden alışıldık sesler gibi.
çığlık atan albatrosları duyduğumdan beri böyle diyorum
bu açlığın adı..
insaniyet açlığı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder